KARADENİZ BAROLARI 3. ÇOCUK HAKLARI ÇALIŞTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

        Çocuklara yönelik her türlü istismarı, uzman kişilerin katkılarıyla, değerlendirmek ve “çocuk istismarının önlenmesi” adına neler yapılabileceğini kararlaştırmak üzere 28/07/2018 tarihinde "Çocuğun istismarı" konulu bir sempozyum, 29/07/2018 tarihinde de, Karadeniz Baroları 3. Çalıştayı gerçekleştirilmiştir. Bu çalıştay sonucunda; istismar mağduru çocuklara yönelik kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, uzmanlar ve bilim insanları arasında işbirliği ile ortak projeler gerçekleştirerek yasal düzenlemeleri kazuistik bir gözle inceleyip revize etmek gerekliliği ortaya çıkmıştır.

        İstismar mağduru olan çocukların korunmasına öncelik tanıyan konuların çözümünde; verimi artırmak, sürekliliği sağlamak ve aktif katılımı gerçekleştirmek amacı ile sivil toplum kuruluşları arasında güç birliğinin sağlanması, hizmetlerin yaygınlaştırılması zorunluluktur. Çocuk hakları savunucuları olarak tüm bu meselelere sosyal düzenin dikkatini çekmek, hukuki güç odaklarını ve sivil toplum örgütlerini çözüm için harekete geçirmek öncelikli hedefimizdir.

        Çocuk hakları ile ilgili adalet ve koruma sistemi içerisinde karşılaştığımız sorunları incelediğimizde; çeşitli uluslararası antlaşmalar, sözleşmeler ve eylem programlarında çocuk yaşta evlilik olgusu ele alınmıştır. Bu ulusüstü belgeler, devletlere, çocukların maruz kaldıkları cinsel sömürü ve istismarın her türünün önlenmesi için bu ideallerin aksine oluşan suçların ortadan kaldırılmasına yönelik gerekli tüm yasal değişiklikleri yapmak ve toplumsal bilinçlenmeyi gerçekleştirmek amacı ile görevler yüklemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu sözleşmelere imza koymuş, yasal düzenlemeleri genel hatlarıyla hayata geçirmiştir. Ancak istismar suçunun yasal düzenleniş biçiminde benimsenen yaş tasnifleri ulusüstü metinlerde gözetilen amaçları sağlamaya matuf olmayıp; yaratılan bu hukuki karmaşa yüzünden arzulanan toplumsal değişim ve dönüşüm sağlanamamış, 21.yy olanaklarıyla pek fazla türden kendisine alan bulan çocuk istismarı eylemlerinin ortadan kaldırılması için gereken tüm önlemler alınmamıştır.

- Cinsel istismarın en güçlü göstergelerinden biri, çocuğun ifadesidir. Bu durum, istismar mağdurlarının ifadelerinin hukuki ilkeleri de dışlamadan titizlikle ve ivedilikle dikkate alınması ve değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu konuda Çocuk İzleme Merkezleri’nin bulundukları illerdeki üniversitelerde açılacak Çocuk Koruma Merkezleri ile gerektiğinde koordineli olarak çalışmanın sağlanması; çocuk istismarı suç iddialarındaki delil toplama yetkisinin ihtisas sahibi olanlarca yerine getirilmesi gerekir. İhtisas sahibi olmayan soruşturma ekipleri nedeniyle yeterli delil toplanamamaktadır. Ayrıca bu suçun mağdurunun yaşlarına göre mağdurla görüşme yapan kurullarda bir ergen ruh sağlığı hekimi gibi ilgili tıp disiplini temsilcisinin de sürece dahil edilmesi gerekir.

-İstismar mağduru çocuklarla ilgili koruyucu hizmet olarak düşünülen Çocuk İzleme Merkezleri ve Adli Görüşme Odalarının varlığı bir kazanım olsa da bu odalardaki görüşme kültürüne dair yeterli hassas ve ihtisas eğitimi almış adli personel yetersizliği sorununun çözülmesi gerekir. Çocuk İzleme Merkezleri ve Adli Görüşme Odalarının işleyişinin ayrıntıları belirlenmelidir. Bu düzenleme yapılırken sistemde ÇİM ve AGO’ların birleştirilmesi veya herhangi bir biçimde her yaştan çocuklar ile çocuk-yetişkin arasında kalan yaş gruplarının aynı bakış açısıyla aynı yetkililerden hizmet almasına neden olacak uygulama ve mevzuat düzenlemelerinden kaçınılmalıdır.

- Bir çok ilde ÇİM’ler hastanenin dışında yer almaktadır. İstismar mağduru çocuğun mahremiyeti açısından , ÇİM’lerin hastane içerisinde olması bir gerekliliktir. Hastane içerisinde çocuğun hekime direk ulaşımı sağlanmakla birlikte, istismar mağduru çocuk diğer hastalardan farklı bir muameleye tabi olmaksızın süreci tamamlamaktadır.

-İstismar mağduru çocukların adli süreç ile birlikte, rehberlik, danışma ve destek hizmetlerinin verilebileceği koruyucu/önleyici sistemlerin geliştirilmesi sağlanmalıdır. ÇKK ‘daki güvenlik tedbirleri daha kazuistik bir bakış açısıyla düzenlenmeli ve uygulaması genel ilkelere sadık biçimde yürütülmelidir.

-İstismar mağduru çocuğun rehabilitasyonu ile birlikte, çocuğun cinsel istismarındaki failin rehabilitasyonu da son derece önemlidir. Yapılan sempozyum da uzman görüşleri çerçevesinde, çocuğun cinsel istismarında failin profili incelenmiştir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; bir çok fail, istismara maruz kalan çocuklarıdır. Acı bir gerçektir ki, istismara maruz kalan çocuklar gerek psikolojik gerekse biyolojik olarak iyileşme gösteremedikleri sürece, gelecek dönemlerde fail olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu durum bile istismar mağduru çocuğun rehabilitasyon sürecinin toplum düzeni açısından ne kadar büyük bir elzem olduğunu ortaya koymaktadır.

-Çalıştayımız da ortak kanaatimiz, fail ve mağdur açısından profesyonel olarak gerçekleştirilmeyen bir tedavi süreci olmaksızın, cezanın tek başına bu suçun önüne geçmeyeceği yönündedir. Sorunun temeline inmeksizin, sadece Türk Ceza Kanunda, çocuğun istismarı için verilecek cezanın artırılması, sadece kamu vicdanını rahatlatmaktan ibaret olacaktır. Çocuk istimsarı suçundan fail olan kişilerin Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı veritabanında merkezi ve koordine bir sicilinin tutulması ile infaz sonrası da çocuk istismarı faillerinin izlenmesini ve yeni suçların işlenmesinin engellenmesi sağlanabilir. Zira bu suçlara eğilimi olan kronik istismarcılar çocuğun her suç mağduru olduğu eylem sonrasında başkaca bir hastaneye götürülmesi ve olayın sıradan bir kaza vb. gibi gösterilmesi sebebiyle cezadan kurtulabilmektedirler. Bu anlamda cinsel suç faillerine dair merkezi bir kayıt sistemi bu tür kişilerin infaz sonrasında izlenerek, denetim altında tutulması toplum refahı açısından önem taşımaktadır.

-Ülkemizde yürürlükte olan mevzuata göre; 15 yaşını doldurmuş çocukların, cinsel ilişki boyutuna varmayan, cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmadan yapılan cinsel eylemleri suç olarak düzenlenmemiştir. Kişinin rızasına bağlı olarak cinsel ilişki eylemine yönelik 15 yaş kriteri bulunmakla birlikte,15 yaşın altında kalan çocuk açından cezai yaptırım öngörmektedir. Bu kapsamda; TCK ‘nda ivedilikli olarak düzenlenmesini gerekli gördüğümüz konulardan bir diğeri de TCK 103. ve 104. maddeleridir.

-TCK nun 103.maddesi “Çocuğun Cinsel İstismarı” başlığı ile düzenlenmiştir. Söz konusu madde suçun mağdurunun çocuk olması hususunu düzenlerken, suçun failinin çocuk olması ile ilgili bir ayrım yapmamaktadır. Söz konusu maddede; on beş yaşını tamamlamış veya tamamlamış olmakla birlikte filin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğini geliştirmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış suç olarak tanımlanmıştır. Uygulama, her iki tarafında çocuk olması halinde, kız ve erkek çocuğu ile ilgili olarak farklı muamele ve tanımlama söz konusu olmaktadır.14 yaşındaki bir kız çocuğu mağdur sıfatını alırken, 14 yaşındaki bir erkek çocuğu suça sürüklenen çocuk sıfatıyla yargılanmaktadır. Bu nedenle, akran ilişkisi ile ilgili olarak yasal bir boşluk olduğu kanaatine varılmıştır. Bilhassa akranlar arası olmak üzere çocukların suça sürüklendikleri durumlarda, alternatif tedbirlere verilmesini sağlayacak biçimde Türk Ceza Kanunu değiştirilmeli, bu alanda uygulanabilecek etkin tedbirler geliştirilmeli ve bu tedbirleri uygulayacak etkili kuruluşların bulunması sağlanmalıdır.

       Kız çocuğu ve erkek çocuğunu gelişim süreçlerinin farklı olarak ilerlediği, erkek çocuğunun gelişimini kız çocuğunun gerisinde tamamladığı biyolojik bir gerçektir. Sempozyumda yer alan uzmanlarca da bu durum beyan edilmiştir. Bir çocuğun menfaati korunurken, başka bir çocuğun geleceği feda edilmemelidir. Kız ve erkek çocuğu arasındaki yaşın üçten fazla olmaması halinde bu iki çocuk akran kabul edilerek değerlendirme yapılmalıdır.

      Çocuk Adalet Sisteminin genel ceza adalet sistemine göre temel farklılığı; fiilin değil failin yargılanmasıdır. Çocuğun yargılanması sonucunda verilecek hüküm, SSÇ’nin cezalandırılması amacına değil, çocuğun iyileştirilmesi, suç tekrarı riskinin azaltılması ve refahının yükseltilmesi amacına yönelik olmalıdır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçların faili olan çocukların, kişiliklerinin oluşumunun başında işledikleri belirlenen bu suçlar nedeniyle yüksek miktarlı hapis cezalarına muhatap olması onların gelişimini olumsuz etkilediği gibi, cezanın önleme ve ıslah amacına da katkı sunmamaktadır.

      Bu nedenle üzerine atılı suçu işlediği belirlenen çocuğa ceza vermek yerine durumuna uygun güvenlik tedbiri verilmesi suretiyle çocuğun iyileştirilmesi, refahının yükseltilmesi ve suç tekrarı riskinin azaltılması amaçlanmalıdır.

      Bu nedenle önerimizi, TCK ‘nın 103.maddesinin son fıkrasına, “ilgili yasanın a bendi ile ikinci fıkrasında ve üçüncü fıkranın c bendinde düzenlenen fiillerin failinin çocuk olması ve fail ile mağdur arasındaki yaş farkının üçten çok olmaması durumunda, faile ceza vermek yerine bu suça özgü olarak düzenlenen güvenlik tedbirlerinden birine hükmedilir.” şeklinde yeni bir fıkra eklenmelidir.

-Genel itibariyle güvenlik tedbirlerinin özelde de çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin yeterince iyi uygulandığı söylemek mümkün değildir. Cinsel dokunulmazlığa karşı suç gibi özel ve önemli bir suçu işlediği belirlenen çocuğa uygulanacak güvenlik tedbirinin daha ayrıntılı düzenlenmesi ve sınırlarının iyi çizilmesi gereklidir. Böylece çocuğun iyileştirilmesi için gereken hassasiyet sağlanmış olacağı gibi toplumda cinsel dokunulmazlığa karşı suçların cezasız kaldığı şeklindeki karşı çıkma da önlenmiş olacaktır.

- Bir başka değişiklik önerimiz TCK ‘nın 230.maddesi ile ilgidir. İlgili madde, birden çok evlilik, hileli evlenme ve dinsel tören başlığı ile düzenlenmiştir. Söz konusu madde başlığı; Birden çok evlilik, hileli evlenme, çocuk için evlenme töreni yapılması şeklinde düzenlenerek, çocuklar için yapılan dini törenlere yaptırım getirilmelidir. Maddeye beşinci bir fıkra eklenmesi suretiyle; evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden, bir çocuk hakkında evlenme için tören yapan kişiye caydırıcı bir ceza uygulanmalıdır. Bu durumdaki çocuğa evlenme için tören yapılmasına rıza gösteren kanuni temsilci de aynı şekilde cezai yaptırım yoluna gidilmelidir.

- Bir başka düzenlenmesini istediğimiz husus da Türk Medeni Kanundaki evlilik yaşı ile ilgilidir. 4721 sayılı Medeni Kanun 124.maddesinde evlenme yaşı düzenlenmiştir. İlgili maddede “Erkek veya kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Çocuk Koruma Kanunu’nda ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde, çocuk; “daha erken yaşta ergin olsa bile 18 yaşını doldurmamış kişi” olarak tanımlanmıştır. Ülkemizin taraf olduğu bir çok sözleşme kapsamında ve kanunda, 18 yaşın altındaki kişi çocuk olarak tanımlanırken, Medeni Kanunun evlilik yaşını 17 yaş olarak belirtmesi, olağanüstü durumlarda 16 yaşındaki çocuğa hakim kararı ile evliliğin önünü açması, iki kanunun birbiriyle çatışması olup, yasal boşluk oluşturmaktadır. Medeni hukuk anlamında olağanüstü durum sebebiyle erken evlilik izni alma durumunu doğuran yasal düzenlemelerin kaldırılması ve tek tip bir uygulama ile evlenme yaşı 18 kabul edilerek, 18 yaşını tamamlamayan hiç bir çocuğun evlenmesine izin verilmemesi gerekmektedir. Medeni kanundaki söz konusu düzenleme ile henüz biyolojik ve psikolojik gelişimini tamamlamamış olan çocuklar için evlilik yolu açılmaktadır. Çocuk bazen kendi isteği ile bazen de ebeveyn istemi ile evlilik gibi önemli bir kurumun içerisinde kendisini bulmaktadır. Kendi gelişimini tamamlayamayan çocuğun, çocuk yaşta yaptığı evlilikle, bilinçsizce anne baba olması ve ebeveyn rolünü üstlenmesi çocuğun gelişimini olumsuz etkilemektedir.

-Uygulamadaki bir başka olumsuzluk olağanüstü evlenme yaşı ile ilgilidir. Bu tür evliliklerde, özellikle kız çocuklarına doktor raporu ve hakim kararı ile 16 yaşında evliliğin yolunun açılmasıdır. Uygulamada, hakimlerin dosya üzerinden ivedi biçimde karar vermesi yerine bu sürecin daha sağlıklı ve resen delil toplama yetkisi ile aydınlatılarak gerekçeli biçimde karara bağlanması gerekirken, süreç ivedilikle sonuçlandırılmaktadır. Hakim kararından önce alınması gereken doktor raporu için ise, neredeyse olumsuz gelen doktor raporu bulunmamaktadır. Gerek tıbbi süreç, gerekse hukuki süreç çok hızlı bir şekilde tamamlanarak, çocuk olarak tanımlanan 16 yaşındaki çocuklar evlendirilmektedir. Birçok kız çocuğunun olağanüstü evlenme yaşından faydalanarak, tecavüzcüsü ile evlendirdiği acı bir gerçektir. Olağanüstü evlenme yaşından faydalanarak, gerçekleştirilen bir çok evlilik, gerçek bir evlilik olmamakla birlikte sadece kağıt üzerinde kalmaktadır. Genel olarak karşılaşılan tablo, ailelerin kendi aralarında sağladıkları sulh ortamı ile genelde erkek olan kişiyi cezai yaptırımdan kurtarmak adına, 16 yaşındaki kız çocuğunu feda etmektir. Olağanüstü evlenme yaşı ile gerçekleştirilen evlilikler ile ilgili olarak, araştırma yapıldığında bu evliliklerin bir çoğunun sadece şekil şartını yerine getirmek üzere gerçekleştirildiği, bir çoğunun ise kısa sürede boşanma ile ya da ayrılık ile sonuçlandığı anlaşılacaktır.

      Bu çalıştay da; çocukların maruz kaldığı cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ile çocuklar tarafından işlenen bu suçlarda soruşturma ve kovuşturma aşamasında çocuğun korunması ile ilgili bir takım önlemler alınması gerekliliği amaçlanmıştır. Şuç konusu eyleme karşı cezanın bir amacının da , failin ıslahı olduğu vurgulanmak istenmiştir. Bu amaçla sadece, çocuğun cinsel istismarına yönelik suçlarda, cezanın artırılması yoluna gitmeden, sorunun kaynağına inerek çözüm önerileri sunmak istenmiştir. Ayrıca çocuğun fail ve mağdur olduğu durumlarda, çocuğun korunması iyileştirilmesi için duruma en uygun müdahalenin gerekliliği adına yasal düzenlemelerin gerekliliğine dikkat çekilmiştir.

Baroların Çocuk Hakları Komisyonlarının temsilcileri olarak, belirlediğimiz bu çözüm önerilerinin hayata geçirilmesini adına; 28/07/2018-29/07/2018 tarihlerinde gerçekleştirilen, sempozyum ve çalıştay çalışmalarımızı rapor haline getirerek, yetkili tüm kurum ve kuruluşlar ile paylaşarak, çözüm arayışına devam edeceğimizi bildirir ve katılımcılar Prof. Dr. Aysun BORANSEL ISIR’a, Prof. Dr. Orhan DERMAN’a, Prof. Dr. Ayşe NUHOĞLU’na, Samsun BAM 3.Ceza Dairesi Başkanı Hakim Ferruh HASDEMİR’e ve Sosyal Hizmet Uzmanı Zeynep MUTLU’ya değerli katkılarından dolayı çok teşekkür ederiz.

KATILAN BAROLAR : Amasya, Ankara, Antalya, Artvin, Bolu, Çorum, Düzce, Eskişehir, Giresun, Kocaeli, Ordu, Sinop, Tokat, Trabzon, Erzurum, Kastamonu ve Samsun baroları.

Tarih : 11.9.2018
Okunma : 130

© 2018 - Giresun Barosu

Adres : Çıtlakkale Mah. Atatürk Bulvarı No.121/1 - GİRESUN / Telefon - Faks : 0 454 215 76 57 / 0 454 215 76 58
Adli Yardım Bürosu: 0 454 215 76 69 | Sosyal Tesis : 0 454 215 76 69 / D:17
E Posta : giresunbarosu@gmail.com
Giresun Barosu Union of Black Sea Countries Bar Association (BCBA) üyesidir.